Avrupalı Çıplaklık – Nagehan Alçı

Posted on Haziran 1, 2009

1




kategori2

Kendinizi hem çok ‘modern’ hem de çok ‘Batılı’ hissediyorsunuz. Türkiye’de ‘Avrupalı’ kategorisine sokuluyorsunuz. Muhafazakar kavramının yanından bile geçmediğinizi düşünüyorsunuz. 

Ve yolunuz  zaman zaman Avrupa kentlerine düşüyor. Hele bir de yaz gelmişse o kentlerdeki güneşi görüp, üzerinize ‘bunu İstanbul’da zor giyerim ama orada herkes böyle’ diyerek aldığınız elbiseyi geçirip dışarı çıkıyorsunuz. Ancak o da ne? Sokakta bir de bakıyorsunuz ki… En ‘giyinik’ sizsiniz!

***
Birkaç gündür Prag’dayım ve yukarıda tarif etmeye çalıştığım hisler içindeyim.  İstanbul’da giymeyeceğim ‘rahat’ bir elbise ile dolaşırken kendimi oldukça ‘kapalı’ hissediyorum.  
Yoksa Avrupalı’nın ‘çıplaklık’ kavramı ile bizimkinin arasında kökten bir fark mı var?

***
‘Avrupalı olmak çıplaklığa indirgenir mi?’, diye saldırı pozisyonuna geçeceklere hemen söyleyeyim: İndirgenmese bile çıplaklığa nasıl yaklaşıldığı Avrupalı olmayı belirleyen bir kriter. Ben de bu yazıda bu kriter üzerinde duracağım. 
Bizim çıplaklıkla kurduğumuz ilişkinin Batı’nın çıplaklıkla kurduğu ilişkiden farklı olduğunu anlatmak ve ‘ne kadar Avrupalıyız?’ sorusuna bir de bu açıdan bakmak için.

***
Avrupa ile doku uyuşmazlığımızın en önemli sebeplerinden biri vücuda yaklaşım farkı. Batılı kadının mahrem kavramı bizimkinden daha dar bir alan kaplıyor. Ve vücudu ile kurduğu ilişki saklama değil ‘rahat hareket etme’ üzerine kurulu. Sokaktaki kadının çıplaklığına yüklenen anlam bizimki gibi erotizm içermiyor pek fazla.

***
Bu aslında ilginç. Çünkü örtünmenin İslam’la olduğu gibi Hıristiyanlıkla da ilişkisi oldukça yakın. Hıristiyanlar Adem ve Havva’nın yasak elmayı bulduklarından beri utandıkları ve cinsel organlarını örttükleri ne inanıyorlar. Utanma ve örtünme kavramı bu dinde günah kavramı ile bağlantılı.

***
İslam’da ise örtünmenin anlamı ve önemi malum. 

***
Sonuçta İslam da Hıristiyanlık da bedenin nasıl ve ne kadar sergileneceği konusunda belli çerçeveler çiziyor. Ancak bu çerçeveler Müslüman toplumlarda önemli ölçüde korunsa da Hıristiyan toplumlarda neredeyse tamamen esnetilmiş.

***
Ben bunun Müslüman muhafazakarların ileri sürdüğü gibi ‘Batı’nın yozlaşması ve cinsel sömürünün merkezi haline gelmesi’nden kaynaklandığını düşünmüyorum. Aksine bu tip açıklamaları kısır ve indirgemeci buluyorum. 

***
Batı, beyin gücü ile dünyanın geri kalanına fark attıkça Batılı bireyin aklı, vücudundan daha ön plana geçti. Beden ikincil kalınca gözler onun üzerinden kısmen kalktı. Bu nedenle bedenin özgürlük alanı genişledi. Bu da onun sergilenmesi ile ilgili kültürel ve dinsel normları zayıflattı. Beyin gücü ile öne geçen birey, bunun karşılığında vücudunun üzerindeki denetim mekanizmalarını esnetti.  Kadınların cinselliklerini ya da eşcinsellerin kimliklerini ifadeleri de böylelikle kolaylaştı. (Bedenin kapitalist sistemde önemli bir alan olması ve tüketim malzemesi haline gelmesi bununla bağlantılı ama ayrı bir tartışma.)

***
Biz aklın, bedenin önünde giderek, bedene rahat edeceği gölgeyi sağladığı bir toplum olamadık. Öyle olsak beden ve onu kaplayan giysileri rahat bırakırdık. Aynı tartışmaların içinde yıllardır kaybolup durmazdık.  
Ama bedene yaklaşımımız Batılı değil.

Reklamlar
Posted in: Uncategorized