Evrensel Hayat Döngüleri

Posted on Aralık 28, 2007

0



Özdemir Asaf  bir şiirinde: “ Kime sorsan bir odası noksan” der. Doğrudur. Herkesin hayatında eksik olan bir şey vardır sanki. Danışmanlık yaptığım insanların ortak özellikleri, otuz beş yıl ile kırk iki yaş aralığında olmalarıdır. Onlar, kendilerinin kötü günler yaşadıklarını düşünürler. Sanki bir anda sistem çökmüş ve gemi karaya oturmuştur. Her şey ellerinden kayıp-gitmektedir. Özgüvenlerini de yitirmişlerdir.

           “ Harika bir zaman!” derim onlara: “ İşte siz şimdi, kendiniz olmanın şafağındasınız. Evrensel hayat döngüsünün dönemecine geldiniz.” Şaşkın şaşkın yüzüme bakarlar. O sırada belki hüngür hüngür ağlamakta ya da birilerine karşı duydukları öfkeyi kusmaktadırlar. Aralarında hayatlarının tam bir  başarısızlık örneği olduğunu düşünenler de vardır.

           Ben ise, şöyle derim:” Hayır, öyle değil. Şimdiye kadar hayatı prova ettiniz. Nasıl yaşayacağınızı ve kim olduğunuzu anlamak için, nasıl yaşayamayacağınızı ve kim olmadığınızı deneyimlediniz.” Yine anlamaz gözlerle bakarlar bana. Ben de aldırmadan devam ederim. Nasıl olsa bilirim ki, ruhları ne demek istediğimi çok iyi bilir. Sonra onlara:”Kendinizi kutlayın, planlamış olduğunuz hayatı yaşadığınız için. Şimdi bu durumun gerisindeki olağanüstü hayata bakalım” derim ve sonra ayağa kalkıp, tahta üzerinde evrensel hayat döngülerini anlatırım. İnsanlar sadece kendi hayatlarını, en fazla da birkaç kişinin hayatını (o da çok derinlemesine olmamak koşulu ile) bilirler. Oysa binlerce insanın hayatına baktığımızda, oralardaki evrensel döngüleri görürüz. Bu döngüler, ortalama yedişer yıllık süreleri kapsarlar. İlk dönem, doğumdan sonraki ilk yedi yıldır.

          Bu yıllar, temel inancın oluştuğu önemli dönemi kapsarlar. Sonraki yedi yıl, bebeklikten gençliğe geçiştir. On dört yaşında artık ergenlik çağı başlar. Çevreye uyum, kültürel kalıplarla tanışma, inançların ve değerlerin oluşması bu dönemde gerçekleşir. Yirmi bir yaşına kadar, hayatla ilgili önemli seçimler yapılır. Ve yirmi sekiz yaşında, artık kişinin hangi işi yapacağı ve kiminle evleneceği hemen hemen belirlenir. Ondan sonra hızlı bir döneme girilir. İş-güç, kariyer, toplumda bir yer edinme, çoluk-çocuk derken, bir de bakmışsınız ki yaş otuz beş olmuş. Dante misali, yolun yolun yarısına gelinmiş.

           İşte, otuz beşle  kırk iki yaşlar arasındaki dönem, hayatı sorgulama dönemidir. Bu sorgulamayı yapmak için gerekli olan olaylar, kişinin yüksek benliği tarafından organize edilir zaten. Sağlamca kurulmuş olan hayati kurumlar sarsılmaya başlar. İşlerini kaybederler, eşlerinden ayrılırlar ya da sorunlar yaşarlar veya sağlıkları bozulur. Aslında bütün bunları yapan, kendi gerçek benlikleridir. Çünkü artık prova bitmiştir. Bilinçaltı düzeyde ne yapmaları gerektiğini bilmektedirler. İşte tam bu sırada olan şey, gerçek kişilik ile sahte kişiliğin savaşından başka bir şey değildir.

           Bu dönemde insan düşünür ve düşünür. Ne yapacağını düşünmez aslında. Neyi seçerse, neler olacağını düşünür. Ama maalesef, burada düşünen, kişinin kendi aklı değil, egosal bilincidir. Kendini koruma ihtiyacının giderilmesi temelinde oluşan sahte benliktir. O, hep bildik şeylerin devamını ister. Yeni bir şeyin ne olacağı belli değildir. Ama sürüp-giden şey mutsuzluk bile olsa, en azından bilinen şeydir.

                İnsanların  yüzde sekseni:”Aman boş ver! Ne olacak sanki? Bırakayım böyle sürüp-gitsin işte” derler. Yine de durum fena değildir işte! Düzeni bozmaya ne gerek vardır ki? Kendilerini akışa (aslında akışı durdurmaya) bırakırlar. Başlangıçta sanki bir sorun yok gibidir. Belki işleri artık onları tatmin etmiyordur, ama en azından bir işleri vardır. Hiçbir şekilde saygının, sevginin ve aşkın kalmadığı ilişkiler yaşarlar. Ama olsun, bir ilişkisi vardır ya en azından. Zamanla işler karışmaya başlar. Hayatın tadı-tuzu kalmaz. Yaşama sevinci kaybolur. Kolesterol yükselir. Türlü hastalıklar çıkar. Giderek yaşam bir cehenneme döner. Bu cehennem, ruhun ölümüdür.Ve çevrede birçok insan bu durumda olduğu için, bu sonuç da normal karşılanır. Sık sık bir araya gelinir ve acı dolu hikayeler paylaşılır. Onların, kendilerini gerçekleştirmelerine engel olan mazeretleri vardır.

               Ama bu bir yalandır ve onlar da yalancı.Bir zamanlar aynı yalanları söyleyen birisi olarak iyi bilirim bunu. Çünkü onlar, en derin düzeyde neyi sakladıklarını bal gibi bilmektedirler. Toplanıp, kendilerine acıma ayinleri düzenlemelerinin nedeni de budur! Bu yalanı meşrulaştırmak. Günler gelip-geçer, ama onlar aslında geçmişte yaşamaktadırlar. Ve bu yaptıkları da  “zulüm”dür tamı tamına. Öncelikle kendilerine yaptıkları. Çünkü “Halife” olarak potansiyellerini kullanmamaktadırlar. Öyle ya, nasılsa “kime sorsan bir odası noksan”dır!

               Buna karşı, yüzde yirmilik bir azınlık, kahramanların yolunu seçer. Bu yol başlangıçta karanlık, soğuk ve tehlikeli görünür. Ama geri dönmenin farksız olduğunu bilen bu gibi insanlar, yürümeye devam ederler.

              Başlangıçta gerçekten yalnızlık, zorluk ve belirsizliklerle dolu olan bu yol, sonunda cennete çıkar. Burası hiçbir mazerete tutunmayanların yoludur. Bunların “keşke”leri ve kin duyacakları kişileri yoktur. Bu yol, kimseyi suçlamadan kendi hayatlarının sorumluluğunu alanların yoludur. Sonunda kendilerini keşfederler. Hiç kimsenin ellerinden alamayacağı bir hazineye sahip olmuşlardır artık. Hayatlarının amacını keşfetmişlerdir. Hayatlarının işini bulmuşlar, yeteneklerini kullanarak keyifle çalışmaya ve rahatça kazanmaya başlamışlardır.

             Kendilerini seven, onların da sevdikleri insanlarla birlikte olmaları, mutluluklarını artırmaktadır. Yaşamların her anı keşif, yaratıcılık ve hazla doludur. Her sabah yataklarından büyük bir merak ve neşeyle kalkmaktadırlar. Onlar, artık kendi cennetlerinde yaşamaktadırlar.  

 

Kuantum Sıçrama-kitabından

Reklamlar
Posted in: Yaşam